Tokyo Camii ve Kültür Merkezi Üzerine

Muharrem Hilmi Şenalp

08.04.2013

 

Y. Mimar Hilmi Şenalp'le Tokyo Türk Camii ve Kültür Merkezi üzerine bir röportaj:

Japonya'da yapılan Tokyo-Türk Camii ve Kültür Merkezi'nin mimarısınız. Bu caminin yapımı ile ilgili kısa bir bilgi verir misiniz?

Caminin inşaatına 30 Haziran 1998'de başlandı ve 2 yılda tamamlanarak 30 Haziran 2000 tarihinde açılışı yapıldı. Cami ve Kültür Merkezi'nin kaba inşaatı, Japonya'nın beş büyük firmasından biri olan Kajima Corporation tarafından, ince yapı işleri ise, Türk usta ve sanatkârları marifetiyle yapılmıştır. Taş, ahşap, mermer, kurşun, alçı, kapı, pencere, alem vs. gibi bütün mâmul ve yarı mâmul malzemeyi, Türkiye'de imâl edip ölçülendirdik ve yekûnu yaklaşık 3000 tonu bulan bu malzemeleri gemilerle Tokyo'ya gönderdik. Japon tarafında proje koordinasyonu Sumio ITO ve Akira WAKABAYASHI, kaba inşaat şantiye şefliği Tsuruki FURUKAWA tarafından, Türk tarafında ise koordinasyon Sami GÖREN, Şantiye Şefliği ise Mustafa İSKENDER tarafından yapılmıştır. Türkiye'den 9550 km. uzakta, çok zor şartlarda gerçekleştirilmiş, projesi bütünüyle ancak 1200 ada paftada tamamlanabilmiş bir sanat yapısıdır.

Proje yapılırken caminin özelliklerini belirlemede hangi kriterlere dikkat ettiniz?

Teknik bilgilerin yanında biraz da duygu planında açıklamalarda bulunabilir misiniz? Japonya köklü geçmişi, hâlâ yaşatılan geleneksel sanatları ve yüksek teknolojisi ile gelenek - modernite dualitesine iyi bir örnektir. Bu projeyi yaparken orada, şahsiyetiyle farkedilecek bir yapı olmasına dikkat ettik. Farklı bir medeniyete, yine farklı bir kültür ürünü götürüyorduk. Japonya ile aynı serencâmı farklı yaşayan, köklü bir medeniyete sahip bir milletiz. Gelenek ve modernlik arasındaki estetik müştereklikle, iltisak ve temas noktaları aranırken, medeniyetler çatışması değil, insan olmanın haysiyet ve şerefinin icabı olarak, medeniyetlerin birbirinden ne alıp verebileceği öne çıkmalıdır. Bugün bu dualite billurlaşmadan, sanatın herhangi bir kolunda yapılacak her teşebbüs unutulmaya mahkumdur. Biz de sahip olduğumuz değerleri unutulmayacak şekilde takdim etmeye çalıştık. Tokyo Türk Camii ve Kültür Merkezi; İslam Medeniyetinde, dinî mimarînin zirvesini teşkil eden, Osmanlı Türk mimarî üslûbunda, gelenekten geleceğe uzanan ve gelenekle teknolojiyi bütünleştiren, bugünün inşaat teknolojisi ile Osmanlı üslûbunu meczeden bir yapıdır. Bu suretle kültürümüzün gelenek zincirine orijinal bir yeni halka ilâve etmeye çalıştık. Her noktası ve detayı çözülmeye çalışılmış, üslûp bütünlüğü açısından, hiçbir imalât; tasarımının yanında, imalât sırasında da doğrudan usta ve sanâtkarın görüşüne bırakılmamıştır. Mimarlık tarihimizdeki 250 senelik kültürel kırılmadan sonra, özellikle 50 senedir, bir yapının temelden bacaya, halısından kapı koluna kadar bütünlük arzetmesi geleneğinden maalesef koptuk. Unutulan bu üslûp ve zevk bütünlüğünü bu binada yeniden yakalamaya çalıştık.

Bu caminin Türk mimarlık tarihindeki yeri nedir? Sanatsal özelliklerinden bahseder misiniz?

Çin Filozofu Tao-Te'nin tarifiyle " Mimariden maksat binanın cidârı içindeki boşluktur ", yani mekândır. Fenâ ve bekâ, varlık ve yoklukla alâkalı ontolojik temelinin ötesinde mekân; insana yaptığı tesir ve ihsaslarla, göz zevkiyle beraber ruhi dengeyi temin eder. Bizim mimarlık ve sanat tarihimizde tercüme kokan, kendi kültürüne yabancılaşmış hemen bütün yorumlar, mimarinin bir telif ve terkib sanatı olduğu gerçeğinden değil de, oryantalistlerin bakış açısıyla yapıldığından taklid ve tekrarın ne olduğu da maalesef doğru olarak irdelenmemiştir. Meselâ Şehzâde Camii, Sultan Ahmet Camii, Yeni Cami ve yanlışlarıyla Kocatepe Camii'de dâhil hepsi kare planlı ve merkezî dört yarım kubbelidir, yani aynı plan şemasına sahiptirler. Ama iç ve dış mekân tesiri olarak bambaşka binalardır. Her insanın bütün uzuvları aynıdır, ama hiç bir insan birbirine benzemez. Benzese dahî şahsiyetleri ve ruhları farklı farklıdır. Düz mantık garâbetine düşmemek için yaptığımız bu mecbûri tasrihattan sonra Tokyo Camii'nin Türk Mimarisi'ndeki yerini şöyle ifade edelim: Tokyo Camii mekânda vahdeti ifade eden, klasik mimarimizde tam olarak işlenmemiş, altıgen şemalı, merkezî kubbe etrafında altı yarım kubbelidir. Mimar Sinan merkezî plan fikrini olgunlaştırırken, Süleymaniye'den önce Beşiktaş Sinan Paşa, Süleymaniye ve Selimiye Camileri arasında ise Kadırga Sokullu, Kazasker İvaz Efendi, Babaeski Semiz Ali Paşa, Fındıklı Molla Çelebi, Topkapı Kara Ahmet Paşa gibi, Edirne Selimiye'den sonra ise Üsküdar Atik Valide gibi, altıgen plan tipini, 4-5 yarım kubbeli olarak farklı ölçülerde ve farklı mekân anlayışlarında tatbik etmiştir. Bu arada sekizgen şemada da bir çok deneme yapmıştır. Kendisinin vefatından sonra talebeleri tarafından Cerrahpaşa ve Hekimoğlu Ali Paşa Camilerinde de bu plan tarzı olgunlaştırılmaya çalışılmıştır. Şüphesiz iç mekân tesiri itibariyle, aynı daire içine çizilen altıgen ve sekizgende, çokgenlerin köşeleri arasındaki mesâfe, altıgende, sekizgene göre daha geniş açıklık verir. Merkezî plan aslında altıgende, sekizgenden daha kuvvetli hissedilir. Nitekim gerek Süleymaniye ve Selimiye arasında ve gerekse vefatından sonra altıgen planın, ısrarla işlenmeye devam edilmesi, Sinan'ın ve talebelerinin bu hususiyeti kuvvetle hissettiklerini gösterir. Ancak; altıgenin geometrik karakteriyle kendi hususiyetinden doğan, kare plandan altı ayaklı örtüye geçiş, bir çok inşâî zorluk ve tezyinî zorlamaları da beraberinde getiriyordu. Biz teknolojiden istifade ile bu zorlukları aşmaya çalıştık. Kanâatim odur ki; Mimar Sinan'ın Selimiye'den sonra o çapta abidevî bir eser daha yapmaya ömrü vefa etseydi, kesinlikle olgunlaştırmak için ısrarla üzerinde durduğu bu plan tipini tatbik ederdi. Tokyo Camii'ni tasarlarken, işte böyle bir zincirin halkası olmasına gayret ettik. Hz. Peygamber'in inşa ettiği Mescid-i Nebevi'den itibaren, İslam Cami Mimarisi'nde devam eden gelenek zinciri içinde, Osmanlı Türk mimarisi üslûbunda, gelenekten kopmadan teknolojiyi de kullanarak, merkezî plan fikrinin devamı olarak, tasarımda ve detaylarda geleneksel mimarî unsurların dizayn kriterlerine bağlı kalınarak, taklide düşülmeden orijinal bir telif eser ortaya koymaya çalıştık. Projede nisbet, âhenk ve tenâsübü temin için, tasarım ve ölçülendirmede metrik sistemi değil, eski mimarî ölçü birimi olan "arşını" kullandık. Ayrıca betonarme üst yapıyı, bütün kubbeler dahil, kalıpsız olarak döktük ve betonarme kabuk yapı anlayışına, imalât tekniği açısından Japonya'da betonarme inşaat literatürün giren bir yorum getirdik.

Cami içi ve dışındaki süsleme unsurları ile hat sanatı örnekleri hakkında açıklama yapar mısınız?

Camide Türk-İslam Medeniyeti sanatlarının hemen her şubesinden, küçük de olsa, her biri müstakil sanat eseri hüviyetinde, şahsiyetli örnekler vermeye çalıştık. Nakkaş Semih İrteş'le müşterek bir tertible, tamamı telif olan arşına dayalı ölçülü bir tezyinat anlayışını tercih ettik. Mimariyi öne çıkaran günümüzde nonfigüratif, yani figürsüz "abstre resim" sayılan hat sanatına ağırlık vererek, madde-manâ mimarîsini birleştirme gayreti içinde olduk. Yazıların hattatı, Hattat Hüseyin Kutlu'nun üstâdâne vukûfiyetiyle yazdığı ibarelerde, İslam'ın tevhid akîdesini, imânı konu alan ayet ve hadisleri tercih ettik. İlk defa olarak hattı, üç boyutlu bir karakter kazandırarak avize de abstre heykel anlayışında kullandık. Tokyo Camii ana kubbe avizesi "Kûn feyekûn" "Ol der oluverir" ibaresidir. "Hu" yani "O" zamiri ile beraber müsennâ tarzda altı defa tekrarlanarak mekân etkisi verilmiştir. "Hu" ebced hesabında "onbir"e tekabül eder. Müsenna "Hu" "yirmiiki" eder ki; "Habib" yani "sevgili" ismine karşılık gelir. Bu sûretle; avizede Cenab-ı Hakk'ın kendi nûrundan Efendimizi, onun nûrundan da kânatı halkettiğini ifade eden, Yâsin Suresi'nin sonundaki "Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım" Hadis-i Kudsî'sine işaret olunmuştur. Mesela pencere üstlerinde iman hakikatlerini konu alan "iman nedir, ihlas nedir, ihsan nedir"in cevabını veren meşhur Cibril hadisini yazdık. Kuşak yazısında, çini üzerinde 99 Esma-i Hüsnâ'yı işledik. Ana kubbe yazısı ise tevhid akîdesini en beliğ surette ifade eden İhlas Sûresi'dir. Vaaz kürsüsünde "Vaiz, nasihat eden olarak ölüm kâfidir" hadisini hâkederek, kürsünün vaizsiz de vaaz vermesini arzu ettik. Ayrıca; "Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz", "İki günü birbirine müsâvi olan hüsrandadır" gibi hadislerle Japonların çalışma anlayışlarıyla paralellik kurmaya çalıştık. Yine ilk defa dış mekânda hat sanatını küfeki taşına oyma suretiyle bu camide kullandık. Tabi hepsi bu kadar değil, epeyce zengin bir manevî sofra kurma gayreti içinde olduk.

Siz Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Türkmenistan'da inşa ettirdiği Aşkabat Ertuğrul Gazi Camii ve Kültür Merkezi'nin de mimarısınız, şimdi de Kazakistan'da Ahmet Yesevi Türbesi yanında cami inşa edeceksiniz. Bu üç caminin özelliklerini belirlerken hangi düşünceler sizin çalışmalarınıza yön verdi?

Türk Kültürü, ortalama değil, hissî olarak söylemiyorum, objektif olarak da hakikaten bahâsı pâyansız, yüksek kültür vasfına sahip orijinal bir kültürdür. Kültürde derinliğin, mimarîde incelik ve zarâfetin, edebiyat ve musıkîde zengin ifade ve manâ derinliğinin, hat ve tezyînatta sabır ve asâletin, hülâsa sanatın her şubesinde sadelik içinde ihtişamın numunelerini veren bir milletiz. Klasik resmi öğrenip hazmetmeden modern resim sanatında bir varlık gösterilemeyeceği gibi, önce kendi kültür ve sanatımızı kavrayıp, kültürel kodları doğru okuyamadan yorum ve üslûplaştırmalara (stilizasyona) gitmek de mümkün değildir. Varisi olduğumuz kültür mirasını, yozlaşmaya düşmeden, gelenek zinciri içinde taklide yeltenmeden, yeni yorumlarla günümüz şartlarında yeniden, ama doğru olarak üretmeliyiz. Aşkabat ve Tokyo Camilerini orijinal yorumlarla klasik tarzda yaptık. Berlin Şehitlik Camii'ni de bu tarzda yapıyoruz. Aşkabat'ta kültür merkezinde Selçuklu ve Osmanlı klasik anlayışı usluplaştırılmıştır. Plan merkezine havuz olarak aksettirilen ve eksende 90 derece döndürülmüş Selçuklu karesi, dört defa girift olarak plan tertibinde kullanılıp üçüncü boyuta kaldırılmıştır. Böylece "Gelenek-modernizm" dualitesine "Saf Türk-İslam Mimarisi" (Purist Turco- İslamic Architecture) çizgisi getirilerek, geleneğin günümüzde sadeleşmiş mimarî anlayışla, nasıl doğru yorumlanabileceği hususunda bir deneme yapılmıştır. Bu suretle, cami mimarisinde Klasik Osmanlı Mimari Uslûbu kullanılırken, kültür merkezinde üslûplaşmış(stilize) bir tarz tercih edilerek, yeni bir yorum getirilmiştir. Ahmet Yesevi Camii'ni ise değişik bir yorumla sadeleşmiş mimarî anlayışta, üslûplaşmış tarzda projelendirdik. Tabii tasarımda, malzeme seçiminde, iklim şartlarını da nazar-ı itibare alıyoruz. Ayrıca Tokyo'da kültür merkezi kısmında, bütün unsurlarıyla, bir "baş oda" ifadelendirilerek, dinî mimarînin yanında, küçük de olsa geleneksel Türk sivil Mimarisi'nden de örnek vermiş olduk. Türkistan toprakları, bizim kültürümüzün menba' ve kaynaklarının bulunduğu, medeniyetimizin insan tipinin mayalandığı yerdir. Orta Asya'dan çıkıp, Anadolu merkezli tecrübemizle, Selçuklu ve Osmanlı Medeniyetleri'nin, asırlardan süzülüp gelen kültür birikimleri ile olgunlaşmış mimarî anlayışını, tekrar geldiğimiz topraklarda vücuda getirmek, insanda çok farklı tedailer yapıyor. Ahmet Yesevi Camii için de aynı hisler mevzubahstir.

Tokyo'daki bu caminin sonuçları ile ilgili bir değerlendirme yapar mısınız? Yapım esnasında önemli gördüğümüz anekdotları aktarır mısınız?

Tokyo Türk Camii ile, Japonya ilk defa farklı bir kültürle temas etmiştir. Kaba inşaatı birlikte yaptığımız Kajima Corparation Berlin Postdamer Platz'daki Sony Center binasını yapan, senelik cirosu 30 Milyar Dolar'ın üzerinde olan, dünya devi bir inşaat şirketidir. WEB sayfasında dünyada yaptığı önemli inşaatların yanında Tokyo Camii'ni de gururla zikrediyor. Caminin açılışında Japon NHK televizyonu 1,5 saat canlı yayın yaptı. Yine aynı kanalda Türkiye ve İslamiyetle ilgili 7 hafta süren programlar yapıldı. Japon basını ve mimarlık dergileri büyük alaka gösterdiler. Ayrıca 2002 yılında Japon Mimarlık Enstitüsü tarafından bir jüri marifetiyle seçimi yapılan, Japon mimarisine yön veren, renk katan binalardan oluşan, içlerinde Sapporo Media Park, Nagoya'daki Jr. Central Towers gibi binaların bulunduğu 40 elit eserin içine seçilmiş, National firmasından aydınlatma ödülü almıştır. Caminin Müslümanlardan ziyade ciddi sayıda Japon ziyaretçisi var. Bu sayı günlük 50 ile 350 arasında değişiyor. Japonlar meraklı bir millet olduklarından samimi alâka gösteriyorlar. Türkiye'nin tanıtımı noktasından bu da bizi memnun ediyor. Hususiyetle inşaat sırasında iç iskele indikten sonra, başta Kajima çalışanları olmak üzere "böyle bir mekân beklemiyorduk" itirafında bulundular. Cami içine giren Japonların, iç mekânın tesiri karşısında ağız birliği etmişçesine, şaşkınlık ifade eden, "muhteşem" manâsına gelen ve klasik bir Japon tepkisi olan "subaraşiii" diye bağırmalarını? uzatmalarını unutamam.