Türk Meslek-i Mimarisinde Yanlış Telakkiler - MTRE Bülteni Sayı 13

Muharrem Hilmi Şenalp

06.11.2013

İTÜ Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü (MTRE) Bülteni, Nisan 1981 sayısında yayınlanmıştır.

 

Türk Meslek-i Mimarisinde Yanlış Telakkiler [1]

Mimar KEMALEDDİN [2]

Yeni Yazıya Çeviren : M.Hilmi ŞENALP

 

Türk Mimarisinin tarih-i tekâmül ve teessüsü hakkıyla, ilim ve malumat-ı kâfiye ile tetkik edilemediğinden, kavaid-i teferruatı ve teşkilatının tatbikâtı usullerinde daima yanlış telâkkilere düşülmüştür. Bu yanlış telâkkileri gerek derslerimde ve gerek makalelerimde bir çok kereler mevzubahis ederek tashih etmeye uğraştım. Fakat görünüyor ki Türk Mimarisini temsil etmek üzere vücuda gelen âsâr, tekmil bu yanlış telâkkilerin mahsulüdür. Ve bunlar Türk Mimarisi aleyhinde bir cereyan vücuda getirmeye sebeb olmuşlardır. Bundan başka Mimar Sinan’ın sene-i devriye-i ufulü münasebetiyle yapılan tahriri tezahüratdan, ilmi hiçbir esasa ve Türk Mimarisinin edvar ve akâlimi muhtelifesindeki âsâr-ı bakiyesi üzerinde yapılmış mütehassisane hiçbir tetkike müstenid olmayarak, üstadın kudret-i sanatkâranesini meth ve i’la ederken, Türk Mimarisinin kıymetini ve sanatkârlarının kudretini ihlal eden ber-vech-i bâlâ yanlış telâkkilerin ilanında ısrar edilmekte olduğu anlaşılmaktadır. Binaenaleyh iklime ve malzeme-i inşaiyenin necabetine daima tabi ve sadık kalan ve teşkilatında hiçbir zaman hakikat ve mantıktan inhiraf etmeyen, bu asıl meslek-i mimari hakkında şimdiye kadar yapılan tetkikat ve tetebbuat neticesinde hasıl olan ilmi kanaatleri bir kere daha tesbit etmek her halde faydadan hâlî değildir. Türk meslek-i mimarisi ilk teşekkül ve teessüs ettiği iklimlerden, Akdeniz, Marmara ve Tuna sahillerine kadar yapılan, büyük kıtanın her ikliminde bidayet-i teşekküldeki hususiyet-i millliyeyi, teferruatından kendisine has olan esasat-ı sanaiyeyi muhafaza ederek, malzeme-i tabiiye ve muhtelifeye göre en fenni bir suretde teşekkül eden ve muhassas işi en makul ve mantıki surette gören layuad ve emsalsiz âsâr ile layemut bir haldedir. Teşekkül ve teessüsü pek kuvvetli ve esaslı olan bu meslek-i mimari ve âsârı hiçbir zaman ve hiçbir iklimde , kendinden evvelki medeniyetlerin ve meslek-i inşa ve tezyinlerin tesiri altında  kalmamış ve taklitçisi olmamıştır. Sivas ve Konya’daki harikulade âsârın tabi olduğu kavanin-i sanaiye ve nefise ne ise, Suriye, Filistin ve hatta Mısır’dakilerle, Nilüfer, Meriç ve Halicê hakim tepelerin üzerindekiler de aynen odur. Hatta bu muhtelif iklimlere Türk tarz-ı inşa ve meslek-i mimarisi Mâverâ-yı Hazar’da Buharâ ve Semerkand’da kemaliyle terakki ve âsârıyla tekâmül ettikten sonra, sanatkârları ve üstadları ile mükemmel ve mücehhez olduğu halde girer; ve buraları Türk ruhuna ve zevkine göre imar eder. Bu imaratda ne İran ve ne Arab sanat-ı inşa ve tezyininin mütemayız havası vardır. Biri birinden ayrı olan bu son iki üslüb-u mimarinin kendi iklimlerinde yüksek medeniyetlerinin bıraktığı müteaddid kıymetli ve nefis âsârı vardır. Hele Bizans inşa ve tezyinde, sıhhi ve metin esaslar ile teessüs eden Türk meslek-i mimarisine hiçbir tesir icra edilmemiş ve daima yabancı kalmıştır.

Türk âsâr-ı mimariyesinin vücuda gelmesi hususundaki sevk ve idare usulleriyle, mimar ve üstadların mesaisi hakkında da daima yanlış faraziyelere düşülmektedir. Bunları zaman-ı hazırın binaları gibi, yeni mühendis ve mimar mekteblerinde tahsil olunan usullerle ve bir mimarın karihasından çıkan tekmil ebat ve teferruatı, muayyen projelerle sevk ve idare olunduğu zannedilerek, eserlerin planları ve mimarları aranmakta ve tarihi malumat arasında bunlar adeta icad olunmaktadır. Ne zaman-ı kadim ve ne de kurun-u vusta âsârı bu yeni mekteb ve tahsil usulleriyle meydana getirilmemiştir. Hatta yadigârı ve nefis herhangi bir kıymeti haiz olacak yeni binalarda bile, mukavemet ve keşf için büyük bir kıymet ehemmiyeti haiz olan bu proje usulünün, lazım gelen tesirin istihsalinde her zaman muvaffakiyet bahş olmadığı görülerek, tekmil teferruat-ı mimariyenin tabii halde ahenk ve tenasübünü, re’y-el-ayn ve ehemmiyetle taayyün etmek üzere projelerin mühim aksam-ı tezyinesi, mikyas-ı tabiide ve muvakkat malzeme ile vücuda getirilmektedir. Avrupa’nın müşar-ı bilbenan olan sanatkârları, eski usul sevk ve idareye bezeyen, yalnız böyle mikyas-ı tabiide modellerle işleyerek muvaffak olmuşlardır.

Yeni usulde eserin muhtelif ve müteaddid işçiliklerini vücuda getiren ustalar, yaptığı işin üstüne ve yanına ne geleceğinden haberdar olmayarak, eline verilen muayyen bir teferruat ve tafsilat projesinin tatbikiyle uğraşır ve tafsilat projelerinin yekdiğeriyle olan münasebet ve ahengi, temelden mahyaya kadar tekmil işçiliklerin tanzimiyle sahib-i eser olarak çalışan bir mimarın karihasından çıkar. Bu cihetle eser daima bir mimara nisbeten yad edilmektedir.

Halbuki eski âsâr-ı mimariye ile Türk âsâr-ı bakiye-i mimariyesinde, böyle yeni mekteb ve tahsil usullerinin projelerini ve bunların mimarını aramak gayet hatalı bir tetkik ve tetebbu yoludur. Böyle bir tetkik ve tetebbunun hiçbir vakit semere veremeyeceği muhakkak olmakla beraber, âsârın sanat ve marifetde ve işçiliklerin ahenk ve intizamında, vasıl olmuş bulundukları ve yeni usullerle mümkün olamayan derece-i bâlâyı anlayabilmek için, kuvve-i idrakiye önüne çekilmiş kesif bir perde teşkil edeceği bedihidir.

Türk âsâr-ı mimariyesi bir mimarın müsbet ve muayyen tafsilat projelerinin tatbikatından değil, tekmil teferruat-ı sanaiye ve tezyiniyesinde müteaddid ve mütehassıs üstadların ibda ve bizzat işledikleri sanat ve marifet eserlerinin yekdiğeriyle en büyük ve kıymetdar bir ahenkle imtizaç etmesinden teşekkül eden bir kül, bir mecmuadır. Böyle bir mecmua-i sanat ve marifeti tarihlerin yad ettiği bir mimara atfetmek mümkün değildir. Bu mimar eserin müteaddid ve muhtelif işçiliklerinde yed-i tûlâ sahibi, ibda hassasına malik, bir çoğu mütehassıs üstadların mesaisini tanzim eden ve yapı sahibiyle temasa gelen ve yine o üstadların arasından yetişerek hürmet ve emniyet kazanan bir sanatkârdır.

O mecmua-i sanat ve marifet ise müteaddid ve mütehassıs üstadların, müştereken aşk-ı muhabbetle iman ettikleri, Türk usul-i inşa ve tezyininde vücuda getirdikleri eserlerdir.

 

 

KELİMELER

Akâlim : İklimler, kıta ve memleketler.

Âsâr : Eserler.

Atfetmek : Bağlamak, alâkasını belirtmek.

Bakiye : Artık, eskiden kalan

Bâlâ : Yüksek, yüce.

Bedihi : Aşikâr olma, açıklık.

Ber-vech-i bâlâ : Yukarıda olduğu gibi.

Bidayet : Başlangıç, ilk önce.

Edvar : Devirler, zamanlar.

Esasat : esaslar, temeller.

İdba : yaratmak, nümunesiz bir şey yapmak.

İ’la : Yükseltme, yüceltme.

İmticaz : Uyuşmak, bağdaşmak.

İnhiraf : Doğru yoldan sapmak.

Kariha : Fikri kabiliyet, zihin kudreti.

Kavaid : Kaideler, hareket programları.

Kavanin : Kanunlar.

Kesif : yoğun.

Kurun-i vusta : Ortaçağ.

Kül : Bütün, parçalardan meydana gelen.

Layemut : Ölmez, mahvolmaz.

Layuad : Sayısız.

Maverâ-yı Hazar : Hazar denizinin ötesi.

Muhassas : Has kılınmış, ayrılmış, tayin edilmiş.

Muvaffakiyetbahş  : Başarı sağlamış olan.

Müstenid : istinad eden, dayanan.

Müteaddid : Türlü türlü, bir çok, çeşitli.

Mütemayiz : Temayüz etmiş, ayrılmış ve sivrilmiş olan.

Necabet : Asalet, soyluluk.

Nefise : Çok beğenilen.

Re’y-el ayn : Kendi gözüyle görerek.

Taayyün : Meydana çıkmak, belirlenmek.

Tahriri : Yazılı.

Teessüs : Kurulmak, yerleşmek.

Tenasüb : Uygunluk, nisbet.

Tetebbuat : Araştırmalar, incelemeler, öğrenmek için okumak.

Tezyin : Ziynetlendirme, süsleme.

Ufûl : Ölmek, kaybolmak.

Yadigâri : Hatırayla ilgili, hatıra olarak bırakılacak.

Yed-i tûlâ : Herhangi bir konuda çok geniş ilim ve ihtisas sahibi.

Zaman-ı kadim : Eski zaman, ilk çağ.

Müşar-ı bilbenan : parmakla gösterilen meşhur.

Mikyas-ı tabii : Birebir ölçekte, olduğu gibi.



[1] Türk Mimarlığı konusundaki bu makale, Mimar Kemaleddin Bey’in üslubunu bozmamak ve bir belge olduğu düşüncesiyle olduğu gibi alınmış, zamanımızda kullanılmayan sözcüklerin karşılığı makale sonuna eklenmiştir.

 

[2] “Üstad bu makalesini vefatından iki ay kadar evvel ‘Türk Yılı’ için yazmıştır. Belki son makalesidir. Bu münasebetle hatırasını taziz ederiz”, (Türk Yılı, İstanbul, 1928, s.279).